Makinelerin köleleri: Siber proletarya

O zaman altı milyar dolarlık soru: teknoloji proletaryayı güçlendirir mi, yoksa zayıflatır mı? Değerlendirme: Peter Murphy, yoğun ancak yararlı bir ekonomik, toplumsal ve sibernetik kurama göre teknoloji bizi güçlendirirken aynı zamanda zayıflatıyor, diye yazıyor. Kırmızı köşede: siber kültürü, sinema sanayinin, müzik ticaretinin ve yayıncılığın hayat damarlarını emen vampir organizmalar olarak suçlayan ve internetin dikkat aralıklarımızı […]

(Yazar)
(Çevirmen)

O zaman altı milyar dolarlık soru: teknoloji proletaryayı güçlendirir mi, yoksa zayıflatır mı?

Değerlendirme: Peter Murphy, yoğun ancak yararlı bir ekonomik, toplumsal ve sibernetik kurama göre teknoloji bizi güçlendirirken aynı zamanda zayıflatıyor, diye yazıyor.

Kırmızı köşede: siber kültürü, sinema sanayinin, müzik ticaretinin ve yayıncılığın hayat damarlarını emen vampir organizmalar olarak suçlayan ve internetin dikkat aralıklarımızı parçaladığını, yerel ticareti kırıp geçirdiğini ve bizi şirket ve devlet gözetimine müsait kıldığını ileri süren Ned Ludd’un kilisesinin modern zaman havarileri.

Mavi köşede: (teknolojik) tekillik [1] vecdini bekleyen, evrimdeki bir sonraki aşama olarak insan-yapay zeka zihin karışımını varsayan, web’in bizi kapitalist telif hakları kavramlarından özgürleştirdiğini, yurttaş gazetecileri güçlendirdiğini, jeopolitik sınırları ortadan kaldırdığını ve kitlelere sansür ve totaliter rejimlerle mücadele araçları sunduğunu savunan net misyonerleri.

Siber Proletarya: Dijital Girdap İçerisindeki Küresel Emek, bu karşıt ideolojiler arasında hakemlik görevini yerine getirmeye çalışıyor. Western Ontario Üniversitesi’nde enformasyon ve medya çalışmaları fakültesinde ders veren ve teknoloji ve sosyoekonomi hakkındaki önceki üç çalışmanın yazarı olan Nick Dyer-Witheford, girişte konuyu açıklıyor: “Bu kitap, dijital sermayenin, bir işin dışında kendi başına çalışmakla görevlendirilmiş, bıkıp usanmadan, insanın aslında kendisi için bir ihtiyaç fazlası olduğu robot ve ağ sistemleri, ağa bağlı robotlar ve robot ağları geliştirmekle uğraşıp didinen gezegen çapındaki bir işçi sınıfını oluşturması hakkındadır… Bu kitap, sibernetik girdaba yakalanmış bir küresel proletarya hakkındadır.”

Yazar, iktidarın her zaman bir sınıfa indirgendiğini söylüyor (Public Enemy grubundaki Profesör Griff ve The Redneck Manifesto kitabının yazarı Jim Goad gibi polemikçileri dost kılmayacak bir inanç). O, bu iktidarın suiistimalinin bütün dışavurumları sınıf tabanlıdır, şeklinde sürdürür. “Kim, sermayedar süper yat sahipleriyle, göçmen sans-papiers [2], sosyal medya milyarderiyle asgari ücretli fast-food işçisinin koşullarındaki farkları görerek sınıfın var oluşundan şüphe duyabilir?..  Eğer okurun herhangi bir noktada gözleri bulanıyorsa, bir düşünce deneyi öneriyoruz: sınıfı ‘vampir gıda zincirindeki konum’; sınıf mücadelesini de ‘vampirlere karşı savaş’; sınıf ve sibernetiği ‘akıllı telefona sahip vampirler – belki ayrıca vampir avcıları’ olarak okuyun.”

Ancak burada dijital çağdaki protesto paradoksu söz konusudur: internet, devlet baskısı ve ekonomik sömürüye karşı örgütlü bir isyan için kanal sağlıyor -Occupy ve Arap Baharı ayaklanmalarından WikiLeaks ve Anonymous’a- fakat web kavrayışına sahip direnişçiler ayrıca ticari sosyal medya ve telekomünikasyon sistemlerinin hazinelerini de, çevrimiçi düzeyde tam da katılımları sayesinde zenginleştiriyor. Başka bir ifadeyle, mesaj, aracı yadsımıyor.

O zaman altı milyar dolarlık soru: teknoloji proletaryayı güçlendirir mi, yoksa zayıflatır mı? Yanıt, her ikisi. Veya, tercihen, güçlendirirken, aynı zamanda zayıflatır da. Kitabın baştaki bölümleri insan gücüyle makineleşme arasındaki asırlık mücadeleyi, ücretli köleyle makine arasındaki sidik yarışını inceliyor. Otomasyon üretkenliği arttırır, ancak ayrıca insanları çalışmanın dışına iter, ve eğer ortalama Ayşe ve Ali hazır bir gelirden yoksun kalırlarsa, harcama fazlalıklarını keserek, kapitalist gıda zincirini aç bırakırlar. Bu işçi/tüketici ikiciliği, kapitalist yaşama gücünün uzun süreli bir doktrini olagelmiştir. Eğer bozulursa, ticaret de bozulur. Ancak dijital devrim, meseleleri daha da karmaşıklaştırdı. 20. yüzyılın sonuna kadar, kâr arayışı somut (maddi) ürün ve hizmetlere bağlıydı. Milenyumun enformasyon teknolojisi yalnızca çalışmanın doğasını değil, aynı zamanda değerini de değiştirdi. Kişisel enformasyon, web trafiği, finansallaşma, kredi, borç, spekülasyon gibi buharlaşan şeyler üzerine bir fiyat biçti.

Bu evrimi (veya politik duruşunuza göre tersine-evrimi) sergilemek üzere Dyer-Witheford iki ana ABD sanayi merkezinin çalışmalarını karşılaştırıyor. Detroit’in halini düşünün, bir zamanlar ABD’nin geleceğin model şehriyken, şimdi geleceği olmayan şehir, kıyamet turistlerinin ve harabe pornosu duayenlerinin dünyadaki en gözde durağı haline gelmiş durumda. Henry Ford altında otomasyon, araba üretimini zanaat sanayisinden montaj hattı devine dönüştürdü ve Detroit’i ABD ticaretinin istihkamı haline getirdi. Daha sonra Toyota bu üretim yöntemlerini aldı, sadeleştirdi ve kolaylaştırdı ve Amerikalıları kendi oyunlarında yendi. Detroit, yarım yüzyıl içerisinde mega şehirden ölü bir kente dönüştü. Şimdi Detroitlilerin, harabe fabrikalarda çalışmak yerine, onları parçalayıp sökerek para kazanmaları daha olası.

Detroitin yavaş düşüşüne başladığı dönemde, yeni cennet Silikon Vadisi, ABD’nin batı kıyısında inşaat halindeydi. Bilgisayar sanayisindeki yükselişe ilişkin işaret, doruk noktasına dotcom canlanması, emlak balonu ve yüksek faizli ipotek aptallarının altına hücumuyla sonuçlandı. Her zamanki gibi insanlara anlatılmayan ikincil zararlar vardı. Yılda altı basamaklı maaşları elde eden her beyaz erkek üstat [3] profesyonele karşılık, bir Latin kadın, o gündeki ikinci veya üçüncü işine geçmeden önce o erkeğin ofisini asgari ücret karşılığında temizliyordu. Her bir Facebook işçileri kolonisi ve Google otobüs rotası için, toksik yarıiletken yongalar üzerinde çalışmaktan baş ağrısı çeken ve burnu kanayan taşeron üretim teknisyeni veya mobil telefon üretimi için koltan veya sabit diskler için platinum çıkaran bir çocuk emekçi veya ciklet parasına Meksika, Çin ve Hindistan’daki işçi kampları veya çağrı merkezlerinde uzun saatler boyunca kübe mahkum çalışan bir balsız arı [4] var. Sibernetik verdi, ancak aynı zamanda da aldı [5].

Bosch ‘Bıçak Sırtı’yla [6] tanıştı. Siberkapitalizmin gerçek, fiziksel serpintisi, kitabın kullan at telefonların göçmen işçilerin hayatta kalması için nasıl da vazgeçilmez olduklarını inceleyen bir bölümünde dehşet verici bir ayrıntıyla sergileniyor. Dijital teknoloji ucuz ancak biyolojik olarak geri dönüşümü yok. Çin, Hindistan ve Afrika’daki geniş araziler, çöpleri karıştıranların bilgisayarların, monitörlerin, televizyonların, telefonların ve elektronik oyuncakların kirli modern akıntılarında geri dönüşebilir metaller ve bileşenler bulmak için koşuşturduğu e-çöp atık gömme sahaları, çöplükleri haline gelmiş durumda. Bu geçici baraka şehirlerde, her şey, çocuklar bir tele bağlı mıknatıslarla alanda zemini tararken, ergen çöplük hasatçıları döküntüleri plastiği metalden eritmek için şenlik ateşlerine yığdığı için is, duman ve toksik buharlara bezenmiştir. Spielberg’in A.I. [7] filminden, bir fare tıklamasındaki Dickensvari “eskici geldi” hali.

Siber Proletarya okur dostu bir kitap değil. Oldukça yoğun bir ekonomik, toplumsal ve sibernetik kuram içeren bir bilimsel eser. En ilgili meslekdışı kişi bile kendisini girdap örüntülenişi ve algoritma analizi üzerine paragraflarda tarama yapmaktan kaynaklı kızarmış gözlerle bulacaktır.

Kitap, en iyi, Marksizm veya ekonomik soyutlamalardan ziyade somut kişilere, yerlere ve vaka geçmişlerine (insan hikâyelerine) odaklandığında iş görüyor. Ancak her ne kadar Siber Proletarya emek isteyen bir okuma olsa da, çalışma ödüllendiriliyor, dijital çağdaki kapitalizm hakkında çoğu şeyi söylüyor.

Dipnotlar:

[1]     Gelecekte yapay zekanın insan zekasının ötesine geçerek, medeniyeti ve insan doğasını radikal bir biçimde değiştireceğine inanılan hipotezsel nokta (ç.n.).

[2]     Belgesizler – herhangi bir şekilde ülkede kalmak üzere belgesi olmayanları tarifleyen Fransızca kelime (ç.n.).

[3]     Hacker (ç.n).

[4]     Drone (ç.n).

[5]     İncil’e gönderme, “Rab verdi, Rab aldı”, Eyüp 1:21 (ç.n).

[6]     Blade Runner,  Ridley Scott tarafından yönetilen 1982 tarihli ABD yapımı bilim-kurgu filmidir. Senaryosu  Philip K. Dick’in Android’ler Elektrikli Koyun Düşler mi? adlı romanını temel almaktadır (ç.n).

[7]     Steven Spielberg’in yönettiği 2001 yapımı Yapay Zeka (Artificial Intelligence) filmi (ç.n).

Peter Murphy, John the Revelator ve Shall We Gather at the River (Faber & Faber) isimli romanların yazarıdır.

Özgün metin: http://www.irishtimes.com/culture/books/slaves-to-the-machine-cyber-proletariat-by-nick-dyer-witheford-1.2288704

Kaynak: https://sendika.org/2015/08/makinelerin-koleleri-siber-proletarya-nick-dyer-witheford-284530